Kuran, İlahiler, İslami Sohbet, Dini Sohbet, İlahi

İslami Bilgilerin Bulunduğu Büyük Bir Site

Gıybet Hadis ?

Aralık26

4291 - Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Gıybetin ne olduğunu biliyor musunuz?"

"Allah ve Resûlü daha iyi bilir!" dediler. Bunun üzerine:

"Birinizin, kardeşini hoşlanmayacağı şeyle anmasıdır!" açıklamasını yaptı. Orada bulunan bir adam:

"Ya benim söylediğim anda varsa, (Bu da mı gıybettir?)" dedi. Aleyhissalatu vesselam:

"Eğer söylediğin onda varsa gıybetini yapmış oldun. Eğer söylediğin onda yoksa bir de bühtanda (iftirada) bulundun demektir."

Ebu Davud, Edeb 40, (4874); Tirmizi, Birr 23, (1935); Müslim, Birr 70, (2589).

4292 - Hz. Aişe radıyallahu anha anlatıyor: "Ey Allah’ın Resûlü, sana Safiyye’deki şu şu hal yeter!" demiştim. (Bundan memnun kalmadı ve:)

"Öyle bir kelime sarfettin ki, eğer o denize karıştırılsaydı (denizin suyuna galebe çalıp) ifsad edecekti" buyurdu. Hz. Aişe ilaveten der ki: "Ben Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm’a bir insanın (tahkir maksadıyla) taklidini yapmıştım. Bana hemen şunu söyledi:

"Ben bir başkasını (kusuru sebebiyle söz veya fiille) taklid etmem. Hatta (buna mukabil) bana, şu şu kadar (pek çok dünyalık) verilse bile!"

Ebu Davud, Edeb 40, (4875); Tirmizi, Sıfatu’l-Kıyame 52, (2503, 2504).

4293 - Hz. Enes radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Mirac gecesinde, bakır tırnakları olan bir kavme uğradım. Bunlarla yüzlerini (ve göğüslerini) tırmalıyorlardı.

"Ey Cebrail! Bunlar da kim?" diye sordum.

"Bunlar, dedi, insanların etlerini yiyenler ve ırzlarını (şereflerini) payimal edenlerdir."

Ebu Davud, Edeb 40, (4878, 4879).

4294 - Müstevrid radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Kim bir müslüman(ı gıybet ve şerefini payimal etmek) sebebiyle tek lokma dahi yese, Allah ona mutlaka onun mislini cehennemden tattıracaktır. Kime de müslüman bir kimse(ye yaptığı iftira, gıybet gibi bir) sebeple (mükafaat olarak) bir elbise giydirilirse, Allah Teâla Hazretleri mutlaka, onun bir mislini cehennemden ona giydirecektir. Kim de (malı, makamı olan büyüklerden) bir adam sebebiyle bir makam elde eder (orada salâh ve takva sahibi bilinerek para ve makama konmak için riyakarlıklara girer)se Allah Teâla Hazretleri Kıyamet günü onu mürâiler makamına oturtarak (rezil eder ve mürailere münasib azabla azablandırır.)"

Ebu Davud, Edeb 40, (4881).

4295 - Sa’id İbnu Zeyd radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Ribânın en kötüsü, haksız yere müslümanın ırzını (manevi şahsiyetini) rencide etmektir."

Ebu Davud, Edeb 40, (4876).

4296 - Muaz İbnu Esed el-Cüheni radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Kim bir mü’mini bir münafığa (gıybetçiye) karşı himaye ederse, Allah da onun için, Kıyamet günü, etini cehennem ateşinden koruyacak bir melek gönderir. Kim de müslümana kötülenmesini dileyerek bir iftira atarsa, Allah onu, Kıyamet günü, cehennem köprülerinden birinin üstünde, söylediğinin (günahından paklanıp) çıkıncaya kadar hapseder."

Ebu Davud, Edeb 41, (4883).

4297 - Hz. Cabir ve Hz. Ebu Hüreyre radıyallahu anhüma anlatıyor:

"Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:

"Ne fâsık ne de mücâhir (günahı açıktan işleyen) kimse için söylenen gıybet sayılmaz. Mücâhir olan hariç, bütün ümmetim affa mazhar olmuştur."

Rezin ilavesidir. Buhari’de ikinci kısım mevcuttur. Edeb, 60; Müslim, zühd 52, (2990).

4298 - Hz. Huzeyfe raadıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Kattat (söz taşıyan) cennete girmeyecektir."

Müslim’in rivayetinde "nemmâm cennete girmeyecektir" şeklinde gelmiştir.

Buhari, Edeb 50, Müslim, İman 169, (105); Ebu Davud, Edeb 38, (4771); Tirmizi, Birr 79, (2027).

4299 - İbnu Mes’ud radıyallahu anh anlatıyor: "Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki: "Bana kimse, ashabımın birinden (canımı sıkacak bir) şey getirmesin. Zira ben, sizin karşınıza, içimde hiç bir şey olmadığı halde çıkmak istiyorum."

Tirmizi, Menakıb (3893); Ebu Davud, Edeb 33, (4860).

Kuran-ı Kerim Okumak

Aralık26

Kur’an okuyan kendisinin nailolduğu şeyden daha faziletli bir şeye nailolabileceğini sanıyorsa (yanılıyor. Çünkü) Allah indinde Kur’an’dan üstün şefaatçı yoktur; ne peygamber, ne melek, ne de başkaları…

- Ümmetimin en efdal ibadeti, Kur’an okumaktır.

- Hayırlınız Kur’an’ı öğrenip, öğretendir.

- Kıyamet günü hesap, kitap ve mahşer korkusu olmayan: yalnız Allah rızası için Kur’an okuyan ve cemaatı kendinden memnun olan imamdır…

- Kur’an’a sahip olanlar, Allah’ın has kullarıdır.

- Demir paslandığı gibi kalbler de paslanır. Onun cilası Kur’an okumak ve ölümü anmaktır.

- iki kimse gıbta etmeğe değer: Biri kur’anöğrenip hükmüyle amel eden, diğeri de servetinden Hak yolunda sarf edendir.

- Bir kimse temiz olarak Allah’ın kitabından bir harf dinlerse, kendisine on sevap yazılır, on günahı silinir, on derece terfi eder.
Bir kimse namazda oturarak Allah’ın kitabından bır harf okursa, ona yüz hasene yazılır, ondan yüz seyyie silinir ve o yüz derece yükseltilir.
Bir kimse de Kuran okur hatmederse, ona Allah yanında makbulolan bir dua verilir ki, ister dünyalık, isterse ahiretlik olur. (ibni Abbas R.A. Ramuz 403)

- Kur’an’dan bir harf okuyana bir hasene verilir.
Bir hasenede on misli sevap vardır. Her sevap Uhud dağı gibidir.

- Kur’an oku da yüksel. Okuduğu nisbette Cennet basamaklarından çık.

- Kur’an okuyanlar Cennet ehlinin arifleridir. (Ramüz 227/14)

- Allahü Teala buyurur: KİMİ KUR’AN’LA BENI ZİKRETMESİ BENDEN BİR ŞEY İSTEMEKTEN MEŞGUL ETTİYSE BEN O KİMSEYE, İSTEYENLERE VERDİĞİMİN EN ALASINI VERİRİM (Ramüz 516/5)

- Hamil-i Kur’an vefat ettiği zaman Allahü Teala yere onun etini yememesini emreder. Yer de: ilahi, senin kelamını kalbinde taşıyan bir kişinin etini ben nasıl yerim" der. (Ramüz 869)

- Bir cemaat Allah’ın evlerinden birinde toplanıp, Allah’ın kitabını okuyarak aralarında müzakere ederlerse, mutlaka onlara huzur iner. Kendilerini baştan başa rahmet sarar. Melekler onları ziyaret eder ve Allahü Teala onları, katında olan meleklerine karşı över. (Ramüz 4557)

- Bir kimse evladına Kur’an öğretirse, mutlaka kıyamette anne-babasına hükümdar tacı gibi bir tac ile, insanların hiç görmedikieri iki elbise giydirilir. (Ramüz 4740)

- Bir kimse Kur’an’ı okuyup ezberler, tatbik edip, helalini helal, haramını haram bilirse, Allah
onu Cennete koyar. Ev halkından Cehennemi hak etmiş olan on kişiye de onu şefaatcı kılar. (Ramüz i 4557)

- Kur’an ehli Cennete girdiği zaman ona: "Oku da yüksel" denilecek. Okuyacak ve her ayette bir derece yükselecek. Hafızasında bulunan!arın hepsini okuyuncaya kadar devam edecek. (Ramuz 6347)

- Allah, Kur’an okuyanı dinler.
- Ey Kur’an hamiileri! Bütün semada bulunanlar Allah indinde sizi zikrediyorlar. Allah’ın kitabına vakarlı davranarak kendinizi Allah’a sevdirrneğe çalışınız ki, Allahü Teala da sizi sevsin ve sizi kullarına sevdirsin.

- Ey Kur’an hamiıleri! Sizler Allahü Teala’nın hususi rahmetini kazanan, Allah’ın kitabını öğreten ve Allah’a en yakın olan kişiler(den)siniz. Kim sizleri sever ve dost edinirse Allahü Teala da onların dostu olur. Kim sizlere düşman olursa, Allahü Teala da onlara düşman olur.

- Kur’an öğrenmek, onu çok okumak ve ondaki ince sırlara ermekle meşgulolunuz. Çünkü onunla Cennette derecelere nailolursunuz. (Ramuz 319/1)

- İçinde Kur’an okunan ev gök ehline, yerden yıldızların göründüğü gibi görünür. (Ramuz 196/6)

- Kur’an okuyanlardan dünya belaları, Kur’an dinleyenlerden ahiret belaları def edilir. (Kenzü’l Ummal 2/291)

- Cennetin derecelerinin adedi Kur’an ayetleri sayısıncadır. Kur’an okuyan bir kimse Cennete, girdiğinde ondan üstün hiç bir kimse olmayacaktır. (Feyzülkadir C-2 / 458)

- Kur’an’ı taşıyan, Islam bayrağını taşıyan gibidir. Kim ona ikram ederse Allah’a ikram etmiş olur. Kim de ona ihanet ederse Aziz ve Celil olan Allah’ın Ianeti üzerine olsun. (Ramüz 272/10)

- Hamil-i Kur’an için, onu her hatmettiğinde kabulolunmuş bir dua ve Cennetle bir ağaç vardır. (Ramüz 272/9)

- Kul Kur’an’ı hatmettiği zaman altmış bin melek
onun üzerine istiğfar eder.

- Size, tuttuğunuzda asla dalalete düşmeyeceğiniz iki şey bıraktım: Allah’ın kitabı Kur’an ve Ehli Beyt’im. (Ramüz 250/

- Kur’an’ı aşikare okuyan, açıktan sadaka veren gibidir. (Ramüz 199/13)

- Bir evde Kur’an okunduğu zaman melekler hazır olur,şeytanlar çekilir, ev halkına genişlik hasıl olur ve hayır çoğalır, şer azalır. Kur’an okunmayan evde ise şeytanlar hazır olur, melekler bulunmaz,ev halkına darlık gelir ve hayır azalıp şer çoğalır (Ramüz 196/2)

_________________
kavuşmak istiyorsan mevlaya vur tekmeyi dünyaya.
yamadık dünyayı yırtarak dinimizden,
sonunda dinde gitti, dünyada elimizden.
(efendi hz.)

iki papaz

Ağustos31

Adalet

İstanbul’un fethinden sonra Hazreti Fatih bütün mahkümleri serbest bırakmıştı. Fakat bu mahkumların içinden iki papaz zindandan çıkmak istemediklerini söyleyerek dışarı çıkmadılar. Papazlar Bizans imparatorunun halka yaptığı zülüm ve işkence karşısında ona adalet tavsiye ettikleri için hapse atılmışlardı. Onlar da bir daha hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdi.
Durum Hazreti Fatih’e bildirildi. O, asker göndererek, papazları huzuruna davet etti. Papazlar hapisten niçin çıkmak istemediklerini Hazreti Fatih’e de anlattılar. Fatih o dünyaya kahreden iki papaza şöyle hitap etti:
- Sizlere şöyle bir teklifim var: Sizler İslam adaletinin tatbik edildiği memleketimi geziniz, müslüman hakimlerin ve müslüman halkımın davalarını dinleyiniz. Bizde de sizdeki gibi adaletsizlik ve zulüm görürseniz, hemen gelip bana bildiriniz ve sizler de evvelki kararınız gereğince uzlete çekilerek hâlâ küsmekte haklı olduğunu isbat ediniz.
Hazreti Fatih’in bu teklifi papazlar için çok cazip gelmişti. Hemen Padişahtan aldıkları tezkere ile İslam beldelerine seyahate çıktılar. İlk vardıkları yerlerden biri Bursa idi… Bursa’da şöyle bir hadiseyle karşılaştılar:
Bir Müslüman bir yahudiden bir at satın almış, fakat hiçbir kusuru yok diye satılan at hasta imiş. Müslümanın ahırına gelen atın hasta olduğu daha ilk akşamdan anlaşılmış. Müslüman sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemiş, sabah olunca da erkenden atını alıp kadının yolunu tutmuş. Fakat olacak ya, o saatte de kadı henüz dairesine gelmemiş olduğundan bir müddet bekledikten sonra adam kadının gelmeyeceğine hükmederek atını alıp ahırına götürmüş. Atını alıp götürmüş ama at da o gece ölmüş.
Hadiseyi daha sonra öğrenen kadı, atı alan müslümanı çağırtıp meseleyi şu şekilde halletmiş:
- Siz ilk geldiğinizde ben makamımda bulunsa idim, sağlam diye satılan atı sahibine iade eder, paranızı alırdım. Fakat ben zamanında makamımda bulunamadığımdan hadisenin bu şekilde gelişmesine madem ki ben sebep oldum, atın ölümünden doğan zararı benim ödemem lazım, deyip atın parasını müslümana vermiş.
Papazlar islam adaletinin bu derece ince olduğunu görünce parmaklarını ısırmışlar ve hiç zorlanmadan bir kimsenin kendi cebinden mal tazmin etmesi karşısında hayret etmişler.
Mahkemeden çıkan papazların yolu İznik’e uğramış. Papazlar orada şöyle bir mahkeme ile karşılaşmışlar:
Bir müslüman diğer bir müslümandan bir tarla satın alarak ekin zamanı tarlayı sürmeye başlar. Kara sabanla tarlayı sürmeye çalışan çiftçinin sabanına biraz sonra ağzına kadar dolu bir küp altın takılmaz mı? Hiç heyecan bile duymayan Müslüman bu altınları küpüyle tarlayı satın aldığı öbür müslümana götürüp teslim etmek ister;
- Kardeşim ben senden tarlanın üstünü satın aldım, altını değil. Eğer sen tarlanın içinde bu kadar altın olduğunu bilseydin herhalde bu fiata bana satmazdın. Al şu altınlarını, der.
Tarlanın ilk sahibi ise daha başka düşünmektedir. O da şöyle söyler:
- Kardeşim yanlış düşünüyorsun. Ben sana tarlayı olduğu gibi, taşı ile toprağı ile beraber sattım. İçini de dışını da bu satışla beraber sana verdiğimden, içinden çıkan altınları almaya hiçbir hakkım yoktur. Bu altınlar senindir dilediğini yap, der. Tarlayı alanla satan anlaşamayınca mesele kadıya, yani mahkemeye intikal eder. Her iki taraf iddialarını kadının huzurunda da tekrarlarlar.
Kadı, her iki şahsada çocukları olup olmadığını sorar. Onlardan birinin kızı birinin de oğlunun olduğunu öğrenir ve oğlanla kızı nikahlayarak altını cehiz olarak verir.
Papazlar daha fazla gezmelerinin lüzumsuz olduğunu anlayıp doğru İstanbul’a Hazreti Fatih’in huzuruna gelirler ve şahit oldukları iki hadiseyi de aynen nakledip şöyle derler:
- Bizler artık inandık ki, bu kadar adalet ve biribirinin hakkına saygı ancak İslam dininde vardır. Böyle bir dinin salikleri başka dinden olanlara bile bir kötülük yapamazlar. Dolayısıyla biz zindana dönme fikrimizden vazgeçtik, sizin idarenizde hiç kimsenin zulme uğramayacağına inanmış bulunuyoruz, derler. (1)

Kaynak:
1) Büyük Dini Hkayeler, İbrahim Sıddık İmamoğlu, Osmanlı Yayınevi

Allah’tan Başkasının Kanunlarına Başvurmak

Ağustos31
ALLAH’TAN BAŞKASININ KANUNLARINA BAŞVURMAK

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Hüküm vermek yalnız Allah’a aittir. Kendisinden başkasına değil, sadece O’na ibadet etmenizi emretti. Dosdoğru din budur. Fakat insanların çoğu bilmezler." (Yusuf: 40)

Bu ayeti kerime gösteriyor ki ister bir şahsın, isterse bir zümrenin olsun, Allah’tan başkasının hükmünü kabul eden kimse kimin hükmünü kabul ediyorsa ona ibadet ediyor demektir.

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Ey Muhammed! Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun? Tâguta muhakeme olmak istiyorlar. Oysa onu reddetmekle emrolunmuşlardı. Şeytan onları derin bir sapıklığa saptırmak ister." (Nisa: 60)

Bu ayeti kerime ile Allah-u teala, insanlara apaçık bildirdiği kendi kanunlarından başka adı ve zamanı ne olursa olsun tüm diğer beşeri kanunlara muhakeme olmayı kabul edenlerin şirke girdiklerini beyan ediyor ve böylelerini hayretle karşılıyor. Çünkü bu tür kimseler hem iman ettiklerini iddia ediyorlar hem de Allah’ın kanunlarından başka kanunlara muhakeme olmak istiyorlar!… Ki, bu davranışları onların imanlarında yalancı olduklarını ve iman iddialarının sadece ağızlarında geveledikleri boş laflardan ibaret olduğunu, yüzlerine vururcasına apaçık gösteriyor. Çünkü, Kur’an-ı Kerim’de beyan edilen Allah’ın mükemmel kanunlarının dışında herhangi bir kanun veya ilkeye muhakeme olmak veya gerçek zorlama olmaksızın -kalbi imanı tasdik etse bile- bunu istemek, ayette bahsedildiği gibi tâguta muhakeme olmak demektir.

İmam Şa’bi, bu ayetin nuzül sebebi hakkında şöyle diyor:

"Bir münafık ile bir yahudi kendi aralarında anlaşmazlığa düştüler. Yahudi, müslüman görünen münafığa Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in rüşvet kabul etmeyeceğini bildiğinden dolayı, Rasulullah’a muhakeme olmayı teklif etti. Münafık ise, yahudilerin rüşvet aldığını düşünerek yahudilere muhakeme olmak istedi. Nihayet Cüheynelilerden bir kahine muhakeme olmaya karar verdiler.

Bunun üzerine Allah-u teala:

"Sana ve senden öncekilere indirilenlere inandıklarını iddia edenleri görmüyor musun?" (Nisa: 60) ayetini indirdi."

Bu ayetin nüzul sebebi hakkında başka bir rivayet ise şöyledir:

"Birbirinden davacı iki kişiden birisi:

"Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda muhakeme olalım" dedi. Öbürü ise:

"Yahudi Ka’b b. el-Eşref’in huzurunda muhakeme olalım" dedi.

Sonra Ömer radiyallahu anh’e muhakeme olmaya gittiler ve ona meseleyi anlattılar. Ömer radiyallahu anh Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzurunda muhakeme olmayı istemeyene:

"Doğru mu?" diye sordu. Adam: "Evet" deyince Ömer radiyallahu anh boynunu vurarak adamı öldürdü. Bu olay üzerine Allah-u teala (Nisa: 60) ayeti kerimesini indirdi."

Allah-u teala şöyle buyuruyor:

"Aralarında Allah’ın indirdiği ile hükmet. Onların heva ve heveslerine uyma. Allah’ın sana indirdiğinin bir kısmından seni saptırmalarından sakın. Eğer Allah’ın hükmünden yüzçevirirlerse bil ki Allah bir kısım haramları sebebiyle onları musibete uğratmak istiyor. Muhakkak ki insanların birçoğu fasıktırlar. Cahiliyenin hükmünü mü istiyorlar. Yakinen (seksiz, şüphesiz) inanan bir millet için Allah’tan daha iyi hüküm veren kim vardır." (Maide: 49-50)

Müfessir İbn-i Kesir bu ayeti kerimeyi şöyle açıklıyor:

"Bütün hayırları kapsayan, bütün kötülükleri yasaklayan, uydurma heves ve arzulara meyilden alıkoyan, Allah’ın hükmünün dışına çıkanları Allah-u teala reddediyor.

Kulların kendi elleriyle koydukları ve Allah’ın şeriatine dayanmayan bütün kanunların boş ve geçersiz olduğunu bildiriyor.

Mesela tatarların Cengiz Han diye bilinen krallarından alınma krallık buyrukları vardır ki bununla hüküm verirler. Nitekim bu yasayı onlara kral koymuştur. Ve bu kanunların ismi Ye’saktır. Bu kanunlar, yahudilik, hristiyanlık ve İslam dininden alıntılar yapılarak, bir de buna kralın fikirleri katılarak hazırlanmıştır. Ondan sonra gelenler bunu izlenen bir hüküm haline getirmiştir ki onlar Allah’ın kitabından ve Rasulullah’ın sünnetinden önce bu hükümlere uyarlar. Böyle davrananlar kafirdirler. Küçük büyük bütün meselelerde Allah ve rasulünün hükmüne dönünceye kadar onlarla savaşılır." (İbn-i Kesir Tefsiri)

KAYNAK: İŞTE TEVHİD

« Older Entries