Kuran, İlahiler, İslami Sohbet, Dini Sohbet, İlahi

İslami Bilgilerin Bulunduğu Büyük Bir Site

Yüregim seninle mühürlensin…

Aralık8

null

Aradığım sendin güle dönerken şafaklar, küllenirken akşamlar…
Gül kızıllığında müjdeler aradım ebrulî bulutlardan hüzme hüzme süzülürken ışıklar.

Çöl benim içimde, acı benim içimde. Mecnun’un, geceler ve gündüzler boyu Leylî iniltilerini bir ney gibi dinleyen kum taneleri ayaklarımın altında ateş ateş çoğalırken, geceyi özlüyorum.
Gecelerde dolunaylar gibi doğasın diye ufkumda yâr!

Çölün sessizliğine düşerken yıldızlar, yüreğimin kuytularına serinlikler insin cennet cennet ne olur!
Bir aslan avcısının çölün hür ufuklarında geceyi yorumlayıp da,
“Ebedi ve ezeli Sevgilinin dört duvar arasına sıkıştırılamayacağını anladım.” deyişi gibi ben de gönül semalarımda yıldız yıldız beliren mühürlerine bakıp seni yaşamak istiyorum içimde ey sevgili!

Benim için her gül yaprağında sen, her yağmurda sen, her rüzgârda sen…

Varlığım seninle…
Zamana senin adınla mühür vuruyorum. Read the rest of this entry »

Rabbin sana küsmedi..

Temmuz2

“Rabbin sana küsmedi…”

O’nunlasın herzaman…
bütün internet bağlantılarından daha hızlı, tüm kısa mesajlardan daha doğrudan, tüm plastik kahramanlardan daha gerçek, tüm tv dizilerinden daha dostça..
O varken “yalnızlık” sadece bir kelimedir. O’na yakın olduğun oranda yalnız değilsin. O’ndan uzaklığın oranında yalnızsın..

Read the rest of this entry »

BİR SELÂM SOHBETİ

Temmuz2

selam.jpg

 

Caddenin bir tarafında, oldukça dalgın ve düşünceli yürüyordum. Yanıbaşımdan gelen nazik bir sesle kendime geldim:- Selâmün aleyküm, hocam!

Baktım ki, okuldan mezun olmuş öğrencilerimizden biri.

- Ve aleykümüsselâm Mehmet.

Hal-hatır faslından ve kısa bir sohbetten sonra, ters istikametlere doğru ayrıldık. O benden ayrılırken, tekrar selam vermeyi de ihmal etmedi. Read the rest of this entry »

Hayali Cihan Deger

Haziran30

Başkaları ne düşünürse düşünsün, bana göre bizim dünyamız, büyülü iklimi, oturduğu zemini, dağı-deresi, bağı-bahçesi, ovası-obası, mamureleri ve meralarıyla, o kadar şirin, o kadar sıcak, o kadar yumuşak ve o kadar sihirlidir ki, onun özüne nüfuz edenler ona âşık olur ve bir daha da ondan ayrılmayı düşünmezler. Şahsen ben ona mensubiyetimi bir imtiyaz, bir bahtiyarlık saydım ve içinde iken hep onunla serinledim, uzakta bulunduğum dönemlerde de onun hayalimdeki renkli resimleriyle müteselli oldum.

Benim nazarımda bu dünya, güzel insanları, sımsıcak tabiatı ve coğrafî konumu itibarıyla cennetlere uzanan koridordan farksızdır. Zaten altın çağları itibarıyla o, Firdevslerin bir izdüşümü şeklinde algılanır ve bütün cihanlara denk tutulurdu. O zamanlar Çin’den-Maçin’den seyyahlar gelir, onun o nefislerden nefis havasını yudumlar, atmosferindeki ledünnîliği duyar, moral bulur ve ayrılırken de gönüllerini bir kere daha gelme vaadiyle teselli ederlerdi.

O zamanlar bu dünyanın insanları, şimdikinden daha çok eşya ve hâdiselerle içli-dışlı, varlıkla sarmaş-dolaş, tabiatla da cankardeş gibiydiler. Evlerinin, yurtlarının-yuvalarının, köylerinin-kasabalarının dört bir yanı tabiata açık, iklimleri her zaman ferahfezâ ve çevreleri de bir tabiat meşherinden farksızdı. O ev, o köy, o kasaba ve o şehirdeki insanlar o semavî ufukları, o pırıl pırıl duyguları ve maverâî ruhlarıyla içinde yaşadıkları bu dünyayı o kadar Cennet’e yakın görürlerdi ki, bir adım daha atsalar kendilerini onun içinde bulacak sanırlardı. Bundan dolayıydı ki onlar, mezarlarını o bir adımlık yolda önemli bir konak sayar ve ahiretin ilk menzili kabul ettikleri kabristanları ufuklarının renk ve deseniyle süsler, aklın zahirî nazarında ürpertici görünen o saha-yı müthişi sevimli bir tenezzühgâha çevirirlerdi.

Biz, biz olduğumuz dönemde, evler, caddeler ve sokakların, o evlerde oturanlara, o cadde ve sokaklarda dolaşanlara öyle sıcak bir bakışları ve öyle anlamlı bir tavırları vardı ki, onlara kendi ruh ufkundan bakanlar, onların bize ait bazı şeyler mırıldandıklarını duyar gibi olurlardı. Bu dünyada hemen herkes, kendi gönlünden yükselen veya inançları, hülyaları, şuuraltı müktesebatından süzülüp gelen bir mûsıkî ile kendinden geçer, her zaman farklı bir mânâ meltemiyle heyecanlanır ve değişik bir neş’e ve sevinçle köpürürdü.

Gerçi o zamanlar da hüzne, kedere sebebiyet verecek bazı olumsuzluklar söz konusuydu ama, bu durum fazla uzun sürmez ve hemen arkadan bu müstesna dünyanın o enfes tabiatı, kendine has rengi, deseni ve her zaman büyüleyen zâtî keyfiyetiyle bütün tozun-dumanın önüne geçer, vicdanlara bir kere daha kendini hissettirir ve en ifritten hazanları pırıl pırıl baharlara çevirirdi. Bu itibarla da günlerimiz, gecelerimiz her zaman sımsıcak ve mavimtrak, aylarımız, yıllarımız da hep apaktı… Read the rest of this entry »

« Older Entries